dini yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dini yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2013

Hayırlı Cumalar


...Söylesene ey dünya...
 senin yükünle bizimki bir olurmu?
sana insan,bize ise dağların bile taşıyamadığı KURAN indi...
senin sırtında bir dünyanın,bizim sırtımızda iki dünyanın yükü var...
senin sorumluluğun insana,bizim sorumluluğumuz YÜCE ALLAH'adır...
sende çöp,bizde günah yükü vardır...
Ey dünya sen belirlenmiş yörüngenden geçersin,
biz kıldan ince sırattan nasıl geçeriz?
Bizleri sırattan geçirecek amellerin farkında olmamız duasıyla...
HAYIRLI CUMALAR....


23 Haziran 2013

Berat Kandilimiz Mubarek Olsun


"Şaban ayının on beşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın. Ve o gecenin gündüzünde (kandilden sonraki gün) oruç tutunuz. Çünkü o gece güneş batınca Allah-u Teâlâ o andan fecir oluncaya kadar: 'Benden mağfiret dileyen yok mu, onu mağfiret edeyim. Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım. (Bir belâ ile) müptelâ olan yok mu, ona kurtuluş vereyim' buyurur." (İbn Mâce)
Ayrıca Berat gecesi, Kur'an-ı Kerim'in Levh-i Mahfûz'dan Dünya semasına toptan indirildiği gecedir. Buna "inzâl" denir. Kadir Gecesi'nde ise Peygamber'e ilk kez ve parça parça indirilmeye başlanmıştır. Buna da "tenzîl" denir.

"Allahım, azabından affına, gazabından rızana sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin."


"Allahım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki, 'Allah dilediğini

siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır, Levh-i Mahfuz Onun katındadır."

5 Haziran 2013

Miraç Kandilimiz Mubarek Olsun



Ey kalpleri halden hale çeviren Allah'ım!....
Kalbimi dinin üzere sabit kıl...
Amin     

Dualarınızda yer bulabilmek ümidiyle...
Selamlar....    




24 Mayıs 2013

Hayırlı Cumalar


Mevlana, insana iki kulak verilmişken bir ağız verilmesinin önemine dikkat çeker Mesnevi’de.
              
Doğrudur, bin kere doğrudur. İnsanoğlu’nun bu takdirden aldığı mesaj nedir peki? Cevap, ‘kulak, insanın sağ ve sol kısmına yerleştirilmiş ki çok iyi duyabilelim diye ve ağız da yüzün orta hizasına nakledilmiş ki o da zaten yetiyor. Eğer, ağız ortada olmasa idi kulak gibi vücudun iki yerinde kendine yer bulabilirdi.’ mi diyeceğiz? Bu kadar basit mi düşüneceğiz? Elbette hayır.

Mevlana’nın önemine dikkat çektiği ‘bir ağız, iki kulak’ meselesini zenginleştirmek de pek tabi ki mümkün. Takdir edilen iki kulak ile biz(şimdilik sadece insanlardan bahsediyoruz) sadece işitme fiilini gerçekleştirirken, verilen bir ağız ile sadece konuşma fiilini ifa etmiyoruz. Bu esrarlı organ ile yeme, içme ve belki de en önemlisi solunum faaliyetlerini gerçekleştiriyoruz. Bu çerçevede, ağzın kıymeti daha da artmakla kalmıyor, aynı zamanda kullanım önemini de şekillendiriyor.

‘İki dinle, bir söyle’ atasözünün ne kadar dolu olduğunu idrak etmek gerekir. Hatta belki yetersiz kaldığını da kabul etmek gerekir. İki kulak ve bir ağız vardır ama madem ağızla bir çok faaliyet gerçekleştiriliyor o zaman bu kat farkı daha artabilir. Yani 1’e 2 değil de 0,25’e 2 gibi.

Çok konuşmamanın önemini teker teker sıralamaya gerek yok. İster mistik anlamda, ister maddeyle kaplanmış anlamlarda bir çok örnekler sıralanabilir. Hangi mistik düşünce olursa olsun susmanın önemi büyüktür. Hepsinden sıyrılıp hiçbir düşünce sistemine bağlı kalmadan fikir yürütecek dahi olsak konuşmak başlı başına bir risk; çünkü ağızdan çıkacak herhangi bir söz başlı başına patlamaya hazır bir bomba.

 Çok konuşan kişinin laflarının değersiz bir biçime bürüneceği aşikar, ne de olsa bir iş çok yapılıyorsa efsununu kaybediyor demektir. Az konuş ki sözün kıymetli olsun. Daha az konuş ki sözün daha kıymetli olsun.

Hiç konuşmamaktan bahsetmiyoruz. Madem bu hak verilmiş, kullanalım. Fakat sahip olduğunuz ruhsatlı bir silahı kullanma hakkına sahip olmanız, onu istediğiniz yerde istediğiniz şekilde kullanmanızı gerektirmez. Şayet bu keyfiyeti gerçekleştirirseniz o zaman suçlu durumuna düşerisiniz.

Söz, etkili bir silah olmanın yanında onu ne zaman, nerede ve nasıl kullanılacağını bilmediğiniz zaman hem suçlu hem boşboğaz olursunuz. Tabi bu silahın hesapsızca kullanılması da ademoğlunu değersiz kılar.

İki kulak ve bir ağzın anlamı, esasında yaptığımız tahmin, idrak ve muhakeme fiilinden daha derin anlamlar taşır. Ve kavgalar, dilin sebebi değil midir?

En iyisi, iki işitip birden daha az söylemek yani çok kere susmak. Susmak ve bu sayede huzur gergefinde işlenmek….
 ALINTIDIR!....
HAYIRLI CUMALAR 
SELAMLAR
SEVGİLER
HOŞ
KALINIZ
...



16 Mayıs 2013

Regaib Kandilimiz Mubarek Olsun ♥


Ne güzel bir güzellik ki,biz birbirimize veda ederken "Gül'e Gül'e " deriz...
Meğer bu,"Muhammed'e,Muhammed'e "git demekmiş...
Nereye gidersen git,Gül'e git...
Nerede yürürsen yürü,Gül'e (s.a.v) giden yoldan yürü...
Hadi öyleyse Gül'e Gül'e...
Regaib Kandilimiz mubarek olsun...



12 Nisan 2013

♥ Hayırlı Cumalar Olsun Can'lar ♥



Cuma günü günah işlemeden geçerse, diğer günler de selametle geçer.
İ.Gazali


Cuma günü, kuşlar, vahşi hayvanlar birbirine, “Selam size, bugün Cumadır” derler.
Deylemi
Cuma diğer Cumaya kadar ve fazladan üç gün içinde işlenen günahlara kefaret olur. Çünkü iyi bir amel işleyene on kat sevap verilir.

Taberani


Dört gecenin gündüzü de gecesi gibi faziletlidir. Allahü teâlâ, o günlerde dua edenin isteğini geri çevirmez, onları mağfiret eder ve onlar bu günlerde bol ihsana nail olurlar. Bunlar: Kadir gecesi, Arefe gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi ve günleri.
Deylemi

22 Mart 2013

♥ Hayırlı Cumalar ♥

" Yorgunluk, 
sürekli hastalık, 
tasa, 
keder, 
sıkıntı ve gamdan, 
ayağına batan dikene varıncaya kadar müslümanın başına gelen her şeyi, 
Allah onun hatalarını bağışlamaya vesile kılar " 
(Buhari, "Merda", 3)

♥ Hayırlı Cumalar ♥

22 Şubat 2013

İkra Bismi Rabbike ... Yaratan Rabbinin Adı ile Oku


Okumak güzel,öğrenmek güzel,faydalı şeyler okuyup faydalı bilgiler öğrenip bu bilgilerle insanlığa faydalı işler yapmak daha da güzel.....
Zaman zaman Kitap tanıtımları yapıyorum haddim olmayarak,burda yayınladığım,ismini verdiğim kitapların hepsini okudum,o yüzden yayınlıyorum kendim sevip beğendiğim için,okumadığım bir kitabı ise asla isim vermedim,ama okuyupta ismini vermediğim kitapta çok oldu :)

Kur'an-ı Kerim'i okuyabiliyorum ama anlayamıyorum çünkü Arapça bilmiyorum,o yüzden mealini okuyup anlamaya çalışıyorum,bu günlerde ise tecvidli okuyabilmek için Kursa yazıldım haftada 3 gün kursa gidiyorum,bakalım inşallah daha güzel Kur'an-ı Kerim okuyabileceğim.....


Size 3 yıl önce bana gelen,gönderilen Kur'an-ı Kerim'imi göstermek istiyorum bugün....
Gelen diyorum çünkü ben istemeden geldiği için,yapım gereği kapıma gelen hiç bir şeyi ve kimseyi geri çevirmeyi sevmiyorum,bunların bir deneme olabileceğini,bir hikmeti olabileceğini,altında yatan sırlar olabileceğini düşünenlerdenim o yüzden yoluma çıkan,kapıma gelen insanları veya şeyleri mümkün olduğunca geri çevirmemeye çalışırım...
Bu güzel Kur'an-ı Kerim'de almayı istediğim görüp beğendiğim bir Kuran dı çünkü renkli harfli ve altında satır satır açıklamaları vardı,ama ben sipariş vermemiştim,eşimde vermemişti,biizm evden hiç kimse sipariş vermemişti,ve sipariş edildiği gün pazar edildiği saatte evde değil bilgisayarın açık olduğu modemin bile kapalı olduğu saatmiş biliyorum çünkü uyuyorduk :)
Neyse kapı çaldı kargocuyu karşımda gördüm,bana bir kargo gelmişti,şaşırdım sipariş vermemiştim ne olduğunu sordum Kur'an-ı Kerim olduğunu öğrendim,Allah Allah ben istemedim dedim,hemen eşime telefon ettim dedim böyle böyle sen sipariş verdinmi dedim hayır cevabını aldım,kargocuyuda bekletiyorum kapıda ama,oda istemezsem almıyacağımı geri çevirebileceğimi söyledi,kaç para dedim,23 lira dedi...
Cüzdanımda da 25 lira param var başka hiç param yok,ben istemedim,ama gelmiş bana göre Allah tarafından geldiğini düşünüp,bunda da bir hayır olabileceğini düşünüp parasını ödeyip aldım....
Pakedi açtım,istediğim Kur'an-ı Kerim çıktı,çok şaşırdım,,,,ama yerimdede duramadım gönderen firmayı aradım telefonu açan beyefendiye durumu izah ettim,hanfendi mümkün değil,sipariş almadan yollamayız,zaten yollayacak olsak herkes sizin gibi kabul etmez iade edilir bu bize oldukça pahalıya çıkar kargo ücreti bakımından dedi,ayrıca biz ürünü yollamadan önce mutlaka telefon edip adres doğrulaması isteriz dedi,ama beni kimse aramadı kiii :)
Ama geldi işte,belki size göre çok normal gelebilir,yanlışlık olmuş olabilir,sıradan gelebilir,bana göre öyle değil,o yüzden bu Kur'an-ı Kerim'imi çok seviyorum....
Rabbim inşallah layıkıyla okuyup içinden gerekli dersleri almamı da sağlar....

Hayırlı cumalarınız olsun,selamlar....

Gül Kokulum
[ Alıntıdır ] Kuran-ı Kerim İslam’ın kutsal kitabıdır. Arapça bir sözcük olan “kuran”, okumak, ezbere okumak, bir araya getirmek anlamına gelir. Arapça olan ve 114 surede toplanmış 6200’ün üstünde ayetten oluşan Kuran, Hz. Muhammed’e peygamberliğin verildiği 610’dan 632’deki ölümüne kadar parça parça indirilmiştir.

İlâhî kitapların sonuncusu olan Kur'an, bizim peygamberimiz Hz. Muhammed'e gönderilmiştir. Hz. Muhammed son peygamber olduğu gibi Kur'an da son kitaptır. Cenâb-ı Hak onu bize şu şekilde takdim etmektedir:

"Sana da kitabı (Kur'an'ı), daha önceki kitabı doğrulamak ve koru­mak üzere hak olarak indirdik. Artık onların aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma".[332]

Kur'an, Peygamberimiz'e 610 yılının Ramazan ayında indirilmeye başlanmış ve yaklaşık 23 senede tamamlanmıştır. İnen Kur'an âyetleri hem Hz. Peygamber tarafından vahiy kâtiplerine yazdırılmak hem de hafızlar tarafından ezberlenmek suretiyle koruma altına alınmıştır. Böy­lece Cenâb-ı  Hak, onu diğer ilâhî kitapların durumuna düşmekten muhafaza etmiştir. Çünkü Kur'an'dan önce gönderilen ilâhî kitapların hiçbi­ri korunamamıştır. 114 sûre ve hâkim anlayışa göre yaklaşık 6666 âyet­ten oluşmaktadır. Hz. Peygamber her sene ramazan ayında bir yıl bo­yunca gelen vahiyleri Cebrail'e okumaktaydı. Vefat ettikleri sene ise, bu olay İki kere tekrar edilmiştir. Günümüze kadar süre gelen "Mukabele" geleneğinin başlangıcı Hz. Peygamber İle Cibril arasındaki Kur'an arzı­dır. Hz. Peygamber'in vefatı öncesinde Kur'an'ın indirilmesi tamamlan­mış ve vahiy sona ermiştir. Peygamberimizden sonra hilâfete seçilen Hz. Ebû Bekir, bir komisyon kurarak sahabe elinde sayfalar halinde bulunan Kur'an nüshalarını mushaf haline getirmiş, üçüncü halife olan Hz. Osman da bu ana mushaftan çoğalttırarak müslümanların yoğun olduğu merkezlere göndermiştir. Daha sonraları ise okumayı kolaylaş­tırmak İçin Kur'an'a nokta ve hareke konulmuştur. Elimizde bulunan Kur'an, Hz. Peygamber'den itibaren her devirde bütün müslümanların ittifakı İle (mütevâtir olarak) nakledilerek günümüze gelmiştir.

a- Kur'ân-ı Kerîm'in Özellikleri

Kur'ân-ı Kerîm, kendi özelliklerini şu şekilde dile getirmektedir: Bu, kendisinde şüphe, çelişki ve tutarsızlık olmayan, Arapça olarak vahyedilmiş (Arabi), daha önceki kitapları doğrulayan (musaddık), göze­tip tanıklık eden (müheymin), mesajı evrensel (âlemlere rahmet/öğüt), Allah tarafından korunan, âyetlerinin bir kısmı muhkem bir kısmı ise müteşâbih, aydınlatan (nur), yol gösteren (hüdâ), hakkı batıldan ayıran (furkan), uyarıcı ve müjdeleyici, hikmetli, açıklayıcı ve beyan edici (tib-yan) bir kitaptı.[333]
Kur'an, kelâm kitaplarında ise özellikleri göz önünde bulundurularak şu şekilde tanımlanmaktadır: "Allah tarafından Cebrail vasıtasıyla pey­gamberimize indirilen, ondan da bize mütevâtir olarak gelen, tilâvetiyle ibâdet olunan mû'ciz bir kitaptır."

Bu tanımdaı>şu önemli hususlar ortaya çıkmaktadır:

1- Kur'an'ı  Hz. Peygamber'e gönderen  Allah'tır. Cebrail, onun  Resû-lullah'a  ulaşmasında  sadece aracıdır.  Dolayısıyla  Kur'an, Allah'ın  kelâmı­dır.

2- Kur'an, Hz. Muhammed'e Cebrail vasıtasıyla gönderilmiştir. Vahyin gönderilişinin  değişik şekilleri  bulunmakla   beraber Kur'an  Hz.  Peygam­ber'e tümüyle Cebrail aracılığıyla gönderilmiştir.

3- Kur'an, sadece Hz. Muhammed'e indirilen  lafızlardan oluşur. Do­layısıyla   geçmiş   peygamberlere   indirilen   metinler  veya   o   metinlerden bölümler Kur'an sayılamaz, onlara Kur'an muamelesi yapılamaz. Ancak onlardan alıntı olarak Kur'an'da yer alanlar Kur'an metnidir. Bunun gibi Hz. Peygamber'e melek dışında değişik yollarla vahyedilen hususlar da Kur'an içinde yer almazlar.

4- Kur'an,  Peygamberimizden  bize  mütevâtir olarak  gelmiştir.  Pey­gambere kadar tevatür yoluyla ulaşmayan bir kitabın nisbetinde şüphe olacağı için Allah tarafından indirilmiş sayılamaz. Kur'an mütevâtir yolla geldiği  için  âhâd yolla  gelen  rivayet ve kıraatler Kur'an  metnine dahil edilemez. Dolayısıyla böyle bir metnin muhtevasına da Kur'an muame­lesi yapılamaz.

5- Kur'an,  hem   lafzı   hem  de  mânası   itibariyle  mu'ciz yani   erişile-mezdir.   Onun    son    derece   fasih,   beliğ   ve   edebî   bir   lafzı   vardır. Kur'an'ın;  "Kulumuza   indirdiğimiz   hakkında   bir   şüpheniz   varsa,   onun benzeri bir sûre getirin"[334], "Yoksa onu uydurdu mu diyorlar? De ki onun benzeri olan on tane uydurma sûre getirin" {Hûd n/13) şek­linde   muarızlarına   meydan   okuması   karşısında   fesahat   ve   belagatına güvenen nice kişiler onun kısa bir sûresini bile yazamamışlardır. Kur'an, onların bu işi başaramayacaklarını şu şekilde dile getirmektedir: "İnsan­lar  ve   cinler   bu   Kur'an'ın   benzerini   getirmek   için   bir  araya   gelseler, birbirlerine  destek de  olsalar onun  benzerini asla  ortaya  getiremezler".[335]

Kur'an'ın lafzı gibi mânası da son derece geniş ve derindir. Onu anlayarak okuyan insanların zihninde ve kalbinde çok yüksek duygular uyanır. Kur'an hakkında günümüze kadar birçok tefsir yazılmış olmasına rağmen, o yine de tükenmez bir hazinedir. Kur'an lafız ve mânanın bir arada oluşu ile ilâhî kitap özelliğini kazanmakta olup sadece mânaya Kur'an denilemez. Dolayısıyla namaz gibi Kur'an okumanın gerekli ol­duğu yerlerde kıraatin buna uygun olması gerekir.

Kur'an'ın kendine has bir iç örgüsü vardır. O, bir konuyu belli bir bölümde ele alarak sonuçlandırmaz. Aksine yerleştirmek istediği hü­kümleri kitabın muhtelif yerlerine serpiştirir. Söz gelimi savaş ve yetim­lerden söz eden âyetlerin arasına şarabın haramlığının[336], talaktan (boşanmadan) bahseden âyetlerin arasına namazla ilgili hü­kümlerin[337] yerleştirildiği, hacla ilgili hükümlerin bir kıs­mının Bakara sûresinde (196-203) bir kısmının Hac sûresinde (26-37) geçti­ği görülmektedir. Aynı şekilde evlenme ve boşanma ile ilgili âyetlerin bir kısmı Bakara, bir bölümü Nisa, başka bir bölümü de Talak sûresin­de yer almaktadır. Dolayısıyla onun iç örgüsünde farklı bir bütünlük söz konusudur ve ondan bir bölümünü okuyan da tümünü okumuş gibi bir mesaj alabilir. Kur'an'ın bu yöntemini Mahmut Şeltut şöyle bir benzetme  ile  ifade etmektedir: "Onun  konuları ele alış şekli  her tarafı meyve ve çiçeklerle dolu bir bahçeye benzer. İnsan bu bahçenin nere­sine giderse gitsin kendisine yararı olacak rengârenk çiçekler ve farklı farklı meyveler bulabilir".[338]

Kur'an'ın bir özelliği de koyduğu hükümlerde teşvik etme ve kor­kutma (terğîb ve terhîb) yoluyla motivasyonu sağlamasıdır. O, muha-taplarındaki korku, gözetme, sevgi, yarar umma gibi psikolojik faktörleri harekete geçirerek onları emirlerine uymaya ve yasaklarından sakınma­ya yönlendirir.

b- Kur'ân-ı Kerîm'in Muhtevası

Kur'ân-ı Kerîm İnsanlara yol göstermek, dünya ve âhirete dair bilgi vermek, canları, malları, dinleri, aile ve toplumları ile İlgili konularda onlara ışık tutmak üzere gönderilmiştir. Onun gönderilişindeki asıl he­def tabiat veya tarihle ilgili konularda insanlara bilimsel bilgi vermek değil, onlara ilâhî mesajı iletmektir. Bundan dolayı Kur'an'ın muhtevası­nın anlaşılması çok önemlidir.

Kur'an'da birçok konuya temas edilmekle beraber, onda ağırlıklı olarak ele alınan konular şu şekilde belli başlıklar halinde toplanabilir:

Allah'ın varlığı ve birliği, azamet ve kudreti, yaratması ve bundaki hikmet gibi ulûhiyet konuları; ruh, melek, cin, şeytan, âhiret, cennet, cehennem gibi gayb âlemine ilişkin meseleler.

İnsanlara adalet, istikamet, tevazu, dostluk, şefkat, merhamet, eşitlik, bağışlama gibi yüksek hasletlerin tavsiye edilmesi ve onların zulüm, kibir, hıyanet, cimrilik, intikam, merhametsizlik gibi kötülüklerden'sakın­dırılarak erdemli bireylerden oluşan bir toplum oluşturulması.

İnsanların Allah'a nasıl kulluk edeceklerinin belirlenmesi, bununla il­gili hükümlerin konulması ve düzenlemelerin yapılması. Söz gelimi na­maz, oruç, zekât, sadaka, hac, cihad, yemin, adak gibi konular üzerinde durulması.

Evlilik, miras, boşanma, mehir, nafaka, emzirme, nesep, iddet ve vasiyet gibi ailevî; savaş, barış, şûra, adalet, eşitlik gibi yönetimle ilgili; alış veriş, kiralama, rehin, borç alıp verme, faiz ve tefecilik gibi ticarî; hırsızlık, cinayet, zina, iftira ve bunlara verilecek cezalar gibi hukukî ve zenginlerle yoksulların ilişkileri, işçi haklarının düzenlenmesi, servetin dolaşımı gibi sosyal konuların ele alınması.

Allah'ın "yapınız" ve "yapmayınız" diye buyurduğu emir ve yasakla­rın   açıklanması,   bunlara   uymanın   istenmesi   ve   müminler   için   takdir edilmiş  olan   nimetlerin   müjdelenip  kâfirler  için  hazırlanan   kötü  sonu­cun hatırlatılması.

Geçmiş milletlere ait ibretli hadiseler ve tarihî olayların anlatılması, günahkâr toplulukların başına gelen felâketlerden söz edilmesi, insanla­rın bunlardan ibret almaya davet edilmesi, peygamberlerin vazifelerini nasıl başardıklarının ve bu uğurda ne denli fedakârlıklarda bulundukla­rının hikâye edilmesi, Allah'ın salih kullarına vadettiklerinin ve kötü insanlara tehdidinin nasıl gerçekleştiğinin gözler önüne serilmesi. Kur'an, bu kıssalar ile zaman ve mekân boyutunu öne çıkaran ve şa­hısları ele alan bir tarih bilgisi vermeyi değil, insanlara öğüt vermeyi ve yol göstermeyi hedeflemektedir. Çünkü bu anlatımlarda bilgi boyu­tuna yönelince asıl hedefi teşkil eden hidayet ve öğüt boyutu gölgede kalmaktadır.

İnsanları, Allah Teâlâ'nın kudret ve hikmetini ortaya koyan eserleri üzerinde düşünmeye ve araştırmaya davet eder; göklerin ve yerin yara­tılış kanunlarını incelemeye, varlıklardaki olağanüstülükleri görüp ibret almaya teşvik eder. Allah'ın koymuş olduğu fıtrat ve hilkat kanunlarını kimsenin değiştiremeyeceğini bildirir ve insanları bu kanunlara uymaya çağırır.

c- Kur'an'i Diğer İlâhî Kitaplardan Ayıran Hususlar Kur'ân-ı   Kerîm'i   diğer   ilâhî   kitaplardan   farklı   ve   üstün   kılan   bazı özellikler bulunmaktadır:

Kur'an, ilâhî kitapların sonuncusudur. Hz. Muhammed'den sonra peygamber gönderilmeyeceği gibi Kur'an'dan sonra da ilâhî kitap indi-rilmeyecektir.

Kur'an, günümüze kadar bozulmadan ve tahrif edilmeden gelmiştir ve kıyamete kadar da böyle devam edecektir. Halbuki Kur'an'dan önce gönderilen ilâhî kitaplar muhafaza edilememiş ve değişikliklere uğramış­lardır.


Kur'an, kendisinden önce gönderilen kitapları tasdik edicidir[339]. Bununla beraber o, bu kitapların muhtevalarının zamanla tahrif edildiğini[340] haber vermektedir. Şüphesiz ilâhî kitapların doğru olanlarının yanlışlarından ayrılması ancak daha sonra gelecek vahiylerin kıstaslığı ile mümkündür[341]. Kur'an da bunu yap­makta, Allah'ın birliği esası üzerine kurgulanan ilâhî kitaplardan bu esasın dışına çıkarılanları hükümsüz kılarak tevhid çizgisini devam et­tirmekte, onlarda açık kalan hususları tamamlamakta, yeni ihtiyaçlara göre yeni hükümler getirmektedir.


Kur'an'ın getirdiği esaslar ve değerler evrenseldir. O, bütün insanlı­ğa gönderilmiştir ve hükmü  kıyamete kadar geçerlidir. O, evrensel (değişmeyecek) olan hükümleri açık bir şekilde, değişebilir olanları ise yoruma müsait (mücmel) olarak ortaya koymaktadır. Nitekim, onda namaz, oruç, zekât ve haccın farz oluşları ve zina, iftira, hırsızlık gibi fiillerin haram oluşları açık ve kesin olarak ortaya konulmuş; emzirme­de haramlığı doğuracak miktar, abdestte başın meshedilecek alanı gibi konular ise yoruma açık tutulmuştur.
Kur'an, kendisinden önceki ilâhî kitapları neshetmiş yani yürürlükten kaldırmıştır. Nesih, genel olarak daha sonra gelen dinî bir delil ile ön­ceden konulmuş olan dinî bir hükmü ortadan kaldırmak demektir. Bu, Kur'an'ın daha önce gönderilmiş ilâhî kitapları neshetmesi şeklinde ola­bileceği gibi; kendinde önceden mevcut olan bir hükmü yeni bir hü­kümle neshetmesi şeklinde de olabilir. Kur'an, daha önce gönderilmiş olan kitapları neshetmiştir. Bu konuda bir ihtilâf söz konusu değildir. Kendi kendisinde neshin olup olmadığı ise ihtilaflıdır35.

Kur'an, Peygamberimiz'e toptan değil, çeşitli olaylar, sorular ve is­tekler doğrultusunda tedrici olarak inmiştir. Buna paralel olarak da, bilhassa günlük hayatla ilgiii konularda son söyleyeceği şeyi baştan söylemek yerine insanları ruhen ve bedenen hazırladıktan sonra açık­lamayı tercih etmiştir.
Kur'an, insanları dinî ve dünyevî bakımdan ıslah etmeyi hedeflemiş­tir. Bu nedenle alışverişten evliliğe, mirastan anlaşmazlıkların halline, Câhiliye Arapları'nın yapageldikleri şeylerden doğru bulduklarını onay­lamış, yanlış olanlarını İse düzeltmiş veya tümüyle yürürlükten kaldır­mıştır. O, insanların sahip oldukları bütün değerleri kökten yıkıp enkaz üzerine yeni bir düzen kurmayı değil, insanların haklarını korumayı, çıkarlarını sağlamayı ve adaletin teminini hedefleyen bir düzenlemeyi amaç edinmiştir. Bunun İçin indiği toplumda yararlı ve düzgün olan uygulamaları yerinde bırakmış, yanlış ve zararlı olanları ise kaldırmıştır. [ Alıntıdır ] 


  96-el-ALAK
 Alak, insanın yaratılış safhalarından olan aşılanmış yumurtayı ifade eder. 
Bu sûreye "İkra' sûresi" de denir. Mekke'de inmiştir; 19 âyettir. İlk 5 âyeti, Kur'an'ın ilk inen âyetleridir. Bu sûrede okumanın, öğrenmenin üstünlüğü, insanın yaratılışı, kalemin özelliği, bunların insana Allah'ın ihsanı olduğu, insanın bunları düşünmesi, Rabbine itaat etmesi gerektiği, aksi halde azaba dûçar olacağı anlatılır. 
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla. 
 1. Yaratan Rabbinin adıyla oku! 
2. O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı. 
3. Oku! Rabbin, en büyük kerem sahibidir. 
4. O Rab ki kalemle (yazmayı) öğretti. 
 5. İnsana bilmedikleri şeyi öğretti. 
 6. Gerçek şu ki, insan azar. 
 7. Kendini kendine yeterli gördüğü için. 
8. Kuşkusuz dönüş Rabbinedir. 
 9. Gördün mü şu men edeni, 
 10. Namaz kılarken bir kulu (Peygamber'i namazdan)? 
 11. Gördün mü, ya o (Peygamber) doğru yolda olur, 
 12. Yahut takvâyı emrediyorsa? 
 13. Ne dersin o (meneden, Peygamber'i) yalanlıyor ve doğru yoldan yüz çeviriyorsa! 1
4. (Bu adam) Allah'ın, (yaptıklarını) gördüğünü bilmez mi! 
 15. Hayır, hayır! Eğer vazgeçmezse, derhal onu alnından (perçeminden), yakalarız (cehenneme atarız). 
16. O yalancı, günahkâr alından (perçemden), 
 17. O, hemen gidip meclisini (kendi taraftarlarını) çağırsın. 
 18. Biz de zebânîleri çağıracağız. 
 19. Hayır! Ona uyma! Allah'a secde et ve (yalnızca O'na) yaklaş!

6 Şubat 2013

Gidiyor Mevla'ya Bir Beyaz Yolcu....

Çok güzel bir ilahi ben çok seviyorum....
Sizinle de paylaşmak istedim....
Selamlar Olsun
...

22 Ocak 2013

Gelibolu17, 6 Yaşında Olmuş Ve Mevlid Kandili İmiş :)

         23.01.2007 - 23.01.2013
Buse'li 6 
Öpüyorum kocaman Buse'yi,
çok teşekkürler annesi,sevgiler
Ne kadar güzel bir gün,denk getirmeye uğraşsam olmazdı,ama bu yıl oldu işte
harika bir tevafuk oldu :)
İki Sevgilimin doğum günü aynı güne denk geldi :)
Mutluluğum ikiye katlandı....
Blogumun 6.Doğum günü 
ve Mevlid Kandili Kutlu ve Mubarek olsun.....
'Mevlid' kelimesi 'doğum' anlamına gelir.Son peygamber Hz. Muhammed(SAV) 'in dünyayı şereflendirdiği Rebiülevvel ayının on birinci gününü on ikinci güne bağlayan geceye 'Mevlid Kandili' diyoruz. Bu mübarek gece bütün Müslümanlar için bayram hükmündedir. Çünkü Allah'ın sevgilisi(Habibullah) olan Resul-i Ekrem bu şerefli zaman içerisinde dünyamızı teşrif etmiştir. O hicretten 53 sene evvel şenlendirmişti arzı… Tarihler milâdi 571'i gösteriyordu o zaman. Nisan ayının yirmisini gösteriyordu takvimler… 
Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü.Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu.

O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.

İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen "Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?" sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı.

Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği o gece neler oldu neler?

Yahudi ileri gelenleri ve âlimleri kitaplarında daha önce rastladıkları işaret ve müjdelerin açığa çıktığını gördüler. Kimsenin haberi olmadan en önce onlar bu müjdeyi verdiler.
O gece Yahudi âlimleri semâya bakıp "Bu yıldızın doğduğu gece Ahmed doğmuştur" dediler.(1)
Bîr Yahudi İleri geleni Mekke'de Peygamberimizin doğduğu gece, içlerinde Hişam ve Velid bin Muğire, Utbe bin Rabia gibi Kureyş ileri gelenlerinin bulunduğu bir toplantıda,
- "Bu gece sizlerden birinin çocuğu oldu mu?" diye sordu.
- "Bilmiyoruz" diye cevap verdiler.
Yahudi, "Vallahi sizin bu ihmalinizden iğreniyorum!
"Bakın, ey Kureyş topluluğu, size ne söylüyorum, iyi dinleyin. Bu gece, bu ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu. Eğer yanlışım varsa, Filistin'in kudsiyetini inkâr etmiş olayım. Evet, onun iki küreği arasında kırmızımtırak, üzerinde tüyler bulunan bir ben var" dedi.Toplantıda bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düştüler ve dağıldılar. Her birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlattılar. "Bu gece Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah'ın bir oğlu doğdu. Adını Muhammed koydular." haberini aldılar.

Veee
Gelibolu17'nin 6. doğum günü bugün....
Kutlu olsun,mutlu olsun,
hayırlı ve de uğurlu olsunnn :)
TEŞEKKÜRLER,
SEVGİLER,
SELAMLAR
OLSUN
HOŞ
KALINIZ
ALLAH'A
EMANET
OLUNUZ
...

Şarkı çok güzel hoşuma gidiyor dinlemenizi tavsiye ederim :)

19 Aralık 2012

Maya'ların takvimi biter bitmez ordayım :)

Turuncu turuncu,çok sevdim :)
Galiba Blogger ıda turuncu paneli yüzünden seviyorum şimdi anladımmm :)

Aslında bu bir şarkı sözünden aşırtmasyon oldu,"ibibikler öter ötmez,sütler kaymak tutar tutmaz ordayım"
diye bir şarkı vardı,pekte güzeldi,bir gün onuda dinletiriz inşallah....
E ama napim malzeme sağlam,ne kadar kendimi tutsamda yapmıycam desemde,kendimi 21 Aralık günü ile ilgili geyik çevirmekten alamıyorum :)
Ama şu gerçek Kıyamet Alametleriyle dalga geçer nitelikte facede yada başka yerlerde dolanan yazılara acayip derecede sinir olmaktayım haberiniz olsun....Ben sadece Maya'ların 21 Aralıkta takvimlerini niye bitirdiği konusuyla dalga geçiyorum,kıyametin ne zaman kopacağını Rabbim bilir
 Hz Enes radıyallahu anh anlatıyor:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 "Kıyamet Allah Allah diyen bir kimsenin üzerine kopmayacaktır"
 Müslim, İman 234, (148); Tirmizi, Fiten 35, (2208)
Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 "Fırat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça Kıyamet kopmaz Onun üzerine insanlar savaşırlar
Yüz kişiden doksan dokuzu öldürülür
Onlardan her biri:
"Herhalde savaşı ben kazanacağım" der"
 Buhari, Fiten 24, Müslim, Fiten 29, (2894); Ebu Dâvud, Melahim 13,
 (4313, 4314); Tirmizi, Cennet 26, (2572, 2573)
Gibi hadis-i şeriflerde varken asırlar önce yaşamış çok tanrılı Maya'ların kehanetinemi yoksa Allahu Teala'nın bizlere bahşettiği din olan  İslami'yetin esaslarınamı inanacağız.....
Neyse efenim dediğim gibi benim 21 Aralık ile ilgili bir beklentim planım yok,normal gün,hatta 12.12.12 kadar değeri yok gözümde,12.12.12 bir daha zor gelir ama ömrümüz varsa eğer 21.12.seneye gene gelir :)
Hem bu hangi senenin 21 idir sorarım size,,,,Miladi takvime göremi,Hicri takvime göremi,Rumi Takvime göremi,Mesela benim dedem babaannem anneannem yaşındaki eski topraklar hala Kasım günlerini sayarlar,
21 aralıkta eski kasımın 44 ü olacak,şimdi bu mayalar kendi akıllarına kafalarına göre yazmışlar çizmişler tamam zekiymişler olabilir,yani ama şimdik o takvimi hazırlayan şahıs ölmüş olamazmı?
Sonra yerine kendisi kadar becerikli biri gelmeyince yeni takvim hazırlanmamış olamazmı?
Belkide sıkıldılar,her yıl her yıl aynı şey nereye kadar,başlarım takvimine deyip,bizden sonra gelecek nesillerde bir zahmet okusun araştırsın tüm gün facede,twittirda ahkam kesip hazıra konmasın otursun takvim hazırlasın demiş olamazlarmı :)
Ya valla bak asabımı bozmayın yazıyı bitirmem,uzatırımda uzatırım :)
Ben seviyorum takvimleri,sempatim var onlara karşı,her gün özenle yapraklaırnı kopartır okurum,beğendiğim yazıları saklarım,biriktiririm,takvim benim için çok önemli,,,gerçekten bak,eşimde her yıl olduğu gibi Camiiden Diyanet Takvimi almış,rengide turuncu çok severim nasılda denk düştü 2013 yılı turuncu turuncu pek güzel geçecek inşallah,vatanımıza milletimize hayırlı olsun hayırlar getirsin,tüm insanlık için hayırlara vesile olsun.....
Başka takvimlerde alırız yeni yıl yaklaştıkça elbet,onlarıda okuruz,,,,Bu yılki takvimde Sultanahmet Camii var :) Manzara budur....Geçen yılkinde Kabe-i Şerif vardı çok baktım 2012 yılı boyunca sürekli karşımdaydı,dedim belki gerçeğinide görüürm ama ne zaman kısmet olur bilemiyorum....
Neyse ben gidiyorum,yeter sıkıldım,sonra gene gelirim geyik yapmaya,az iş yapayım havada soğuk,oyyy bırrr kafamı kapı dışarı uzatasım yok :) hava gri,bomboz,ve yağmur yağıyor günlerdir,yollar Londra Asfaltına döndü :) Görüşmek üzere,,hoş kalınn sevgiler,selamlar olsunnn :)
Video harika mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.....

21 Kasım 2012

Güzel Geçinmek:İyi Bir Kul Ve İnsan Olmanın Gereği....


İyilik yapmak,eziyet etmemek,hataları affetmek,güler yüzlü olmak ve güzel geçinmek,
Müslümanların en önemli özelliklerindendir...
Peygamber Efendimiz, "Mümin,cana yakındır. (İnsanlarla) yakınlık kurmayan ve kendisiyle yakınlık kurulamayan kimsede hayır yoktur." (İbn Hanbel,2,400) buyurarak sağlıklı ilişkiler geliştirme ve güzel geçinmenin önemini işaret etmiştir....
Yüce dinimiz ilke olarak kişiden kendisine nasıl davranılmasını istiyorsa diğer insanlarada aynı şekilde davranmasını isteyerek ilişkilerde temel bir ölçüt belirlemiştir...
Birey bu ilkeyi esas kabul ederek kendini başkasının yerine koymalı ve davranışlarını en güzel şekilde belirlemelidir....


Mizana konulan hiç bir şey güzel ahlaktan daha ağır değildir...Güzel ahlak sahibi kimse bu güzel ahlakıyla namaz kılan,oruç tutan kimselerin sevabına ulaşır....

(Tirmizi,"Birr ve's-Sıla",62)


Fıstığımız çok susamış anlaşılan,
yada canı bıcı bıcı yapmak istemişte olabilir....
Suyun yerinide öğrenmiş :)

16 Kasım 2012

Hayırlı Cumalar



Cuma günü bana çokça salavat getirin. 
Çünkü, Cuma, meleklerin şehadet ettiği şahitli bir gündür. 
Bana salavat getiren bir kulun sesi, nerede olursa olsun bana ulaşır.”

Allah'ım hamd Sanadır.
Salatın, övdüğün ve seçtiğin kulun ve Resulün Muhammed'e ve Onun pak aline, ashabına olsun.
Bize bu büyük Cuma gününde alemlere rahmet olarak gönderdiğin Resulüne salat ve selam ederek, katından bağışlanma ve kurtuluş ümid etmeyi nasip et.

Dua dostlarımın sıkıntılarını bu günde, şimdi, hemen, takdirinle gider ve kurtuluş yolunda hepimize bir kapı aç.

Amin...

23 Ekim 2012

Kurban Bayramımız Kutlu Olsun

Kurban,
Yüce Allah'ın rahmetine yaklaşmak için,Kurban Bayramı günlerinde 
ibadet niyeti ile kesilen özel hayvandır...
Sayısız nimetlere karşı Allah'a şükretmemiz,insanın geçen seneden bu seneye kadar
hayatta kalışına şükretmesi ve günahlarının bağışlanması için Kurban kesiyoruz...
Kurban kesmek ayrıca Allah'a teslimiyetin bir ifadesidir.
H.z İbrahim (a.s) ile oğlu H.z İsmail (a.s) Allah'a o derece teslim olmuşlardıki,biri öz evladını Allah rızası için kurban etmek,diğeride Allah'ın emrine canı pahasına uymak niyetindeydiler...
İşte Kurban bu teslimiyetin lütfudur...
Allah'a ulaşacak olan;Kurbanın eti,derisi,kanı değil,Kurban vesilesiyle kulun takvasıdır....
Hacc suresinin 37.ayetinde buna dikkat çekilmiştir...
"Bu hayvanların ne etleri ve ne de kanları Allah’a ulaşacaktır. Allah’a ulaşacak olan ancak sizin O’nun için yaptığınız gösterişten uzak amel ve ibadettir. Size doğru yolu gösterdiğinden, Allah’ı yüceltmeniz için onları böylece sizin buyruğunuza vermiştir. İyilik yapanlara müjde et."


Müslüman olan ve temel ihtiyaçlarından başka en az ikiyüz dirhem gümüş değerinde bir mala sahip olan,
fitre vermekle yükümlü olan kimseler kurban keserler...
Temel ihtiyaçlar:
Borçlar,oturulan ev,ev eşyaları,bineceği araba,ailesinin bir aylık veya bir yıllık geçimidir...


Kurbanlar yalnız,koyun ve keçi ile deve,sığır cinsi hayvanlardan kesilebilir.
Mandalarda sığır cinsindendir,bunların erkek ve dişileri eşittir....
Cümlemizin Kurban Bayramı kutlu,mubarek olsun,hayırlara vesile olsun hayırlar getirsin inşallah....
Bayramsa bayramımız mubarek ola....
Selamlar olsun,hoş kalınız :)
Bu türküde çok hoşuma gidiyor diye paylaşmak istedim
...

5 Ekim 2012

"Vav" Gibi...

İnsan vav şeklinde doğar,bir ara doğrulunca kendini elif sanır.

İnsan iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün ölmüştür.
Kulluğun manası vavdadır, elif uluhiyetin ve ehadiyetin simgesidir.

O yüzden Lafz-ı ilahi elifle başlar. Elif kainatın anahtarıdır, vav kainattır.Rabbi vav gibi mütevazı olsun ister kulları.

Musa dal olmuştur ama Firavunun gözü Elifte kalmıştır.
İbrahim ateşte vavdır, Nemrut bizzat ateşe odun.

Yunus, vav olup balığın karnında anca kurtarmıştır kendini.

İnsan iki büklüm olunca rahat eder ana karnında.

Boylu boyunca uzansa da kim rahattır mezarında?

Vavın elifle münasebeti ne kadar iyiyse, kainatın dengeside o kadar düzgündür.
Kim kimi hatırlarsa evvel o ona koşar.

Kainatta tüm cisimler boşlukta dönerken insan belki o yüzden boşlukta kalmamış, Rabbi onu imanla doldurmuştur.
Evvelde eliftir, bir ilahi nefesle ahirde vav olur kainat.

Manayı bilmeyenler vav diyemez vay der.
Buna anlamca vaveyla denir.
Yani vav olamadıkları için feryad edenlerin halidir.

Elif bir ağaç ve insan onun dalıdır.
Azrail budadıkça nefesleri daha gür çıkar sesleri.

Herbiri Dal olur ve o ağaçtan beslenir. Vav olur o ağacın gölgesine sığınır.
Ve ALLAH insana seslenir, peygamber eliyle ulaşan mesajı hem dal hem vav ol der insana.

"Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. İyiliği emrederler; kötülüğe engel olurlar. Namaz kılarlar, zekat verirler. ALLAH' a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara ALLAH rahmet edecektir. ALLAH şüphesiz güçlüdür, hakimdir."

Başkasının önünde eğilmek ne zordur. Birilerinin emri altına girmek ne ağırdır. Krallara boyun eğmemiş insan görmediği bir varlığa mı itaat edecektir?

İnsan kendinin bile farkında değildir iki lam birbirine sarılıp kainatı ayakta tutan sütunlar gibi durmuştur elifin ardında, kainatın gezegenleri yuvarlanıp son harf misali peşinden giderken, insan yolculukta geri kalmanın acısını ne zaman anlayacaktır. Zordadır sığınacak yeri yoktur. Evrene ve seslere kulak verenler duyar yeniden o kutlu çağrıyı;

"Sabır ve namazla ALLAH' tan yardım isteyin. Rablerine kavuşacak ve O' na döneceklerini umanlar ve ALLAH' a gerçek bir saygı gösterenlerden başkasına namaz elbette ağır gelir"

Sonra çağırır insanı, belki cennet kokusunu duyurmak içindir bu davet, belki kendi yanına çağırıyordur.
İşte o ayet: "Secde et, yaklaş!"

Eğil ve ben senin başını göklere erdireyim, yıldızları ayağına sereyim, sana gezmekle bitiremeyeceğin cennetler, sayamayacağın nimetler vereyim demektir bu.

Secde et, vav ol, vay dememek için la şey olan insan herşey demek olan Rabbinin önünde...



23 Ağustos 2012

Fıtır Bayramı


Müslümanların iki büyük bayramından biri. Ramazan ayında tutulan bir aylık orucun bitiminde Şevval ayının ilk üç günü müslümanların bayram günleridir. Ramazan bayramına, o gün fıtır sadakası verilmesinden dolayı "Fıtır bayramı" adı da verilmektedir.

Ramazan Bayramı'nın hadislerde geçen asıl adı, "İydü'I-fıtr" yani “Fıtır bayramı”dır.
Fıtr, oruç açmak, iftar etmek, yemeğe dönmek demektir. Bizde “Fıtır bayramı” yerine “Ramazan bayramı” denilmesinin sebebi bu bayramın Ramazan ayının sonunda olmasındandır.
Fıtır kelimesi “yaratılış” anlamına da gelmektedir.
Bu anlamda, Ramazan ayı bitimindeki bu bayrama “Fıtır bayramı” denmesinin sebebi baş ve bedenin zekâtı sayılan fıtır sadakasının (fitrenin) Ramazan ayı sürecinde verilmesidir. Bu bakış açısıyla Ramazan bayramı aslında ne Ramazan bayramı ne de şeker bayramı değil Sadaka Bayramı'dır.
Fıtır sadakası “Ramazan bayramına kavuşan ve temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların kendileri ve velâyetleri altındaki kişiler için yerine getirmekle yükümlü oldukları malî bir ibadet”tir.
Fıtır bayramında (yani Ramazan bayramında) Fıtır sadakasının verilmesi tutulan oruçların kabulüne ve kabir azabından kurtuluşa vesile olacağı gibi Ramazan ayında işlenmiş boş, çirkin ve kötü sözlerden gelen günah ve kusurlara kefaret hükmüne geçer.
Ramazan-ı Şerif’in bitmesiyle gelen bayrama; Ramazan bayramı, Fıtır bayramı, Sadaka bayramı denmesi bu bayramın manevi ve dini anlamıyla bütünleşmektedir. 

17 Ağustos 2012

Hayırlı Cumalar

Resim http://www.dinimizislam.com sitesinden alıntıdır...Teşekkürler
Koskoca bir ayı daha geride bırakıyoruz yavaş yavaş,,,Bu akşam Allah'ın izniyle son teravih namazlarımızı kılıp son sahurumuza kalkacağız inşallah,,,ve Ramazan-ı Şerif'in son cuma sı,,,Allah cümlemizin ibadetlerini kabul etsin,dualarımızı tövbelerimizi kabul etsin inşallah....Başı rağmet,ortası mağfiret,sonu ise cehennemden kurtuluş olan bu mubarek Ramazan ayını layıkıyla geçirenlerden ve kurtulaşa erip bayramı bayram olanlardan eylesin.....Hayırlı cumalarınız olsun,
17 Ağustos Deprem şehitlerimizede Allah rahmet eylesin mekanları cennet olsun,
unutmadık unutmayacağız.....
"Güzel söz sadakadır"


Gelibolu'm